İnsana Verilen Kıymetin Ahireti Gerektirmesi

 

“Hiç mümkün müdür ki Cenab-ı Hak, insana bu kadar kıymet versin, onu sevsin, kendisini ona sevdirsin ve her vakit ona kıymet verip sevdiğini nimetleriyle hissettirsin ve daha sonra onu yokluğa mahkûm edip bir çiçeği yaratmak kadar kendisine kolay olan cenneti onun için yaratmasın, ebedî saadete onu mazhar etmesin? Hayır, asla olmaz!”

 

 

 

 

 

 

Bu delilde ilk önce, insana verilen kıymetten bahsedecek ve bu kıymetin işaretlerini maddeler hâlinde beyan edeceğiz. Aslında her bir madde için genişçe bir izah yapılabilir, ancak bizler delili uzatmamak için maddelerin izahına girmiyor ve sizlerin anlayışına havale ediyoruz.


Evet, bu âlemin sahibi olan Zat’ın en has misafiri ve en makbul mahluku insandır. Zira:

İnsan, Cenab-ı Hakk’ın şu kâinat içindeki umumi rububiyetinin, merkezindedir. Yani bütün eşya, insanın istifadesine verilmiş, âdeta şu âlem insan için yaratılmış ve onun istifadesine imkân verecek şekilde terbiye edilmiştir. Bitkilerden hayvanlara, güneşlerden aylara kadar her bir mahluk insanın bir hizmetçisidir ve ona hizmet edecek şekilde yaratılmıştır.

İnsan, Cenab-ı Hakk’ın hitabına mütefekkir bir muhataptır. Yani Allah Teâlâ bu âlemde sadece insan ile konuşmuş ve semavi kitaplarıyla insanı kendisine bir muhatap kabul etmiştir.

İnsan, Allah Teâlâ’nın isimlerine en geniş bir aynadır. Neredeyse kâinatın tamamında tecelli eden isimler, tek bir insanda tecelli etmekte ve insan âdeta bu tecelliye mazhariyeti ile koca bir âlem olmaktadır. Evet, insan, Allah Teâlâ’nın hem ekser isimlerine, hem ism-i a’zamına, hem de her bir ismin en yüksek tecellisine mazhardır.


İnsan, Allah Teâlâ’nın bir mucize-i kudretidir. Bir damla sudan yaratılmış ve hadsiz maddi ve manevi cihaz ve duygularla donatılmıştır. Sadece insana verilen aklı terazinin bir kefesine, diğer tüm varlıklara verilen bütün cihazları da terazinin diğer kefesine koysak, akıl tek başına ağır basacaktır. Şimdi bu akla, insana verilen diğer duygu ve cihazları da ekleyin ve insanın ne kadar kıymetli bir mahluk olduğunu gözünüzle görün!

İnsan, rahmet hazinelerinin bir müfettişidir. Cenab-ı Hak insanı, hazinelerinin bir müfettişi suretinde yaratmış ve rahmet hazinelerini tartması ve tanıması için en ziyade cihaz ve aletlerle onu donatmıştır. Dilden göze, kulaktan akla, burundan ele kadar her şey âdeta bir anahtar olmakta ve rahmet hazinelerinin nimetlerini tartmaktadır.

İnsan; bu dünyada Allah’ın halifesi, emanetinin taşıyıcısı, mahlukatının reisi ve esma-i İlahiyenin tecellilerinin bir seyircisidir. Bu cihetlerden de hiçbir mahluk insana yetişememekte ve şu küçücük insan, bu cihetlerde, semanın koca yıldızlarını geçmektedir.

Bu âlemin sahibinin insana verdiği kıymet saymak ile bitmez. Zaten her kim kendi vücudunu tefekkür etse, kendisine verilen kıymeti görecek ve bu misafirhanenin en has misafiri olduğunu tasdik edecektir.

Şimdi, acaba hiç mümkün müdür ki, bu âlemin Rabbi olan zat, insana bu kadar kıymet versin de; daha sonra onu diriltmemek üzere öldürsün ve yokluğa mahkûm etsin ve ona olan muhabbet ve kıymetini hiçe indirsin, kendi hakkaniyetine taban tabana zıt ve hakikat nazarında gayet çirkin bir haksızlık etsin?

Elbette mümkün değildir!

Evet, insana verilen bu kadar kıymet ispat eder ki, insan sadece bu geçici dünya için değil; ebedî ve baki bir memlekete gidecek ve ona göre çalışıyor.

Ayrıca, insana verilen bu kadar cihazlar, yalnız bu hayat için olamaz. Mesela, aklın bir hizmetkârı ve tasvircisi olan hayal kuvvetine denilse ki: “Sana bir milyon sene ömürle dünya saltanatı verilecek; fakat sonra yok olacaksın.” Vehim aldatmamak ve nefis karışmamak şartıyla, “Oh!” yerine “Ah!” diyecek ve üzülecek. Demek en uzun fâni ömür bile, insanın aklını ve hayalini doyuramıyor.

İşte, insanın ebede uzanmış emelleri, kâinatı kuşatmış fikirleri ve ebedî saadete uzanan arzuları gösterir ki, insan ebed için yaratılmış ve ebede gidecektir. Bu fâni dünya ona bir misafirhanedir ve ahiretine bir bekleme salonudur.

Sözün özü: Hem insana verilen bu derece kıymet ve hem de insana takılan bu kadar alet ve cihazlar ispat eder ki, insan ahirete adaydır ve cennete davet edilmektedir.